HuSEYIN TOPAL AgA VE MAHMUT cULLOgULLARI

Village2
Hüseyin ve Mahmut’un köyü, Büyükkarapınar, 2015
Ailemde söylenenlere göre, bizden beş kişi savaşa gitti ve sadece birisi 1922’den sonra sağ salim geri döndü. Hüseyin Topal Ağa ve Mahmut Çulluoğulları’nın Çanakkale’de öldüğü biliniyor, ama belgelere ulaşmataki zorluklardan dolayı tam olarak nerede öldüklerini saptayamadık. Bizimkisi sözlü tarih ve toplumdaki konumları ve bu gibi ayrıntılar dışında haklarında pek birşey bilmiyoruz. Askerlik hizmetleri hakkında bildiklerimiz ise nerede öldüklerinden ibaret.

Hüseyin Topal Ağa anne tarafından büyük dedemdi. Türkiye’nin güneydoğusundaki Karaman ilinin Toros Dağları’nda yer alan Büyükkarapınar köyündendi. Babası köyün ağasıydı. Yoksul olmalarına rağmen, köyün gerisine kıyasla daha varlıklıydılar. Nispeten daha iyi olanaklara sahipti, örneğin sağlam ayakkabılara. Savaş çıkınca askere alındı.

Bizim bölgemizden gelen askerlerin kayıtlarında eksiklikler var. Ayrıca sadece çatışmada, yani vurularak, bombayla ya da süngülenerek ölenlerin kayıtları tutuluyordu. Türk ölümlerinin üçte birinin, başta dizanteri olmak üzere, bulaşıcı hastalıklardan veya yaraların iltahaplanmasından ileri geldiğini göz önüne alırsak, Hüseyin’in de böyle bir nedenle ölmüş olması muhtemeldir. Öyleyse toplu bir mezara gömülmüş olmalıdır. Bu sene yarımadaya gittiğimde mezarının yerini bulmam mümkün olmadı.

Mahmut Çulluoğulları, anne tarafından uzaktan akrabamızdı ve o da Çanakkale’de savaştı. Mahmut hakkında bildiklerimiz de tarım işçisi olmasından ibaret. Orduya alındıktan sonra vurularak hayatını kaybetti.

Ailemde, Çanakkale’de savaşmış olması tarih ve coğrafya açısından kayda değer kişi daha var: eşimin büyük amcası olan Avustralyalı Binbaşı Ivan Brucker Sherbon. Bu üç insanın aynı tecrübeyi paylaşmış olması hem tüyler ürpertici hem de dokunaklı.

Ertunç Özen

JOHN ALEXANDER HUTCHISON

Jack Hutchison
Jack Hutchinson, 1955 civarı

Jack Hutchison

Jack, ANZAC Günü yürüyüşü, 1970 civarı
Isabella ve William Hutchison’ın sekiz çocuğunun en büyüğü olan ve Jack ismiyle bilinen dedem John Hutchison, Victoria eyaletinde Yarrawonga’da doğdu. Uzun yıllar Hutchison Ailesi West Wyalong’daki arsalarında tarımla uğraştı. 1910’da aile Daniel St, Granville adresine taşındı ve Jack orada telefon teknisyeni veya hat teknisyeni olarak PMG’de çalıştı. Ekim 1914’te, yirmi birinci yaş gününe birkaç ay kala, Jack ve kardeşi Will askere yazıldılar.

Er John Alexander Hutchinson (Sicil No.858) 2. Tabur ile 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na çıktı. Jack Çanakkale’de iki kez yaralandı, ikincide bir mermi sol dirsek ekleminden geçti. Mısır’da tedavi olduktan sonra, çok sayıda diğer 2. Tabur askerleriyle beraber yeni kurulan 54. Tabura aktarıldı.

Çanakkale’ye 3. Tabur ile gelen William Temmuz ayının başlarında Shrapnel Valley’de vurularak öldü.

Temmuz 1916’da 5. Tümene bağlı olan 54. Tabur, Avustralya’nın Batı Cephesi’ne girişine Fromelles’de felaket bir taktik saldırı ile imza attı. Jack, Eylül 1916’da çavuş rütbesine yükseldikten sonra Ekim’de ciddi bir yara aldı ve Nisan’da tekrar yaralandı.Toplam dört defa yaralandıktan sonra, 1918’in sonlarında Avustralya’ya geri döndü; savaş alanında gösterdiği cesaretten ötürü Military Medal madalyasını aldı ve ‘çürük’ raporu verilerek terhis edildi.

Jack PMG’deki işine geri döndü. 1928’de Amey ile evlendi ve geri kalan hayatının hemen hemen tümünü Daniel St, Granville’deki evinde geçirdi. 1984’te 90 yaşında öldü.

Lyn Tomlin

WILLIAM HUTCHISON

W.Hutchison4
Will Hutchison, Eylül 1914
Mulwala, Victoria’dan William ve Agnes Hutchison’un oğlu William 1895’te doğdu.
Okulu bıraktıktan sonar, ailenin West Wyalong NSW’deki çiftliğinde tarımla uğraşmaya başladı.

1910 senesinde, Hutchinson ailesi Granville, Daniel St adresine taşındı. Ağabeyi John ile birlikte Ekim 1914’te gönüllü olarak askere yazılmadan önce, William o dönemin zorunlu askerliğini yapmıştı.

3. Tabur’dan Er W. Hutchison (Sicil no. 2127) 10 Temmuz 1915’te 19 yaşında hayatını kaybetti ve ‘sakin’ olarak nitelendirilen bir günde, Avustralya cephesinin yakınında patlayan bir mayın nedeniyle verilen tek kayıp olarak kayda geçti. Anzak Koyu’nun 366 metre güneydoğusunda Shrapnel Gully’de toprağa verildi.
25 Mart 1916’da annesi Agnes kendisinden kalan pipoyu, tütün kesesini, silah kayışını ve bozuk para cüzdanını teslim aldı.

Stuart Hutchison

Kaynaklar:

MUHiTTiN NAMi KANDEMiR

Muhittin Kandemir
Muhittin Nami Kandemir (solda oturan) ve subay arkadaşları, Çanakkale, 1915

Muhittin Kandemir

Aile fotoğrafı, Ankara, 1966; arka sıra (soldan sağa): Mualla Kandemir, Nurettin Yılmaz Kandemir, Hüseyin Yalçın Boğaçhan Kandemir, Şermin Kandemir; orta sıra (soldan sağa): Ayşe İhsan Kandemir, Cemil Cahit Kandemir, Muhittin Nami Kandemir, kucağında Kaan Boğaçhan Kandemir; Tahsin Kandemir, Makbule Bilgen, kucağında Ertuğrul Mehmet Kandemir; ön sıra (soldan sağa): Can Refik Kandemir, Ali Galip Ufuk Kandemir. Daha sonra Avustralya’da doğanlar: Timur Nami Kandemir and Gökhan Demir Kandemir

Muhittin Kandemir

Muhittin ve Ayşe, İstanbul, 1930 civarı
1983’te Çengelköy, İstanbul’da doğan Muhittin dedem, Çanakkale, Gelibolu’daki Türk silahlı kuvvetlerinin baş kumandanı Mustafa Kemal’in komutasındaki bir taburun zorlu ve tecrübeli kumandanıydı. Görevi, Çanakkale Boğazına giren işgalci savaş gemilerini bombalamak ve batırmaktı.

Kimya mühendisi olarak mezun olduğu Ordu Evinde okuduğu dönemde, titizliği ve tertipliliği ile bilindiği için ve özellikle diz boyu çizmeleri her zaman boyalı ve parlatılmış olduğundan Toz Konmaz Muhittin lakabını aldı.

Savaşın kızgınlaştığı bir noktada, toplarla ve mermilerle yapılan bir yaylım ateşine karşılık verirken, devasa bir top kendisinin ve erlerinin yanında birçoğunun ölümüne ve yaralanmasına sebep olarak patladı. Üç gün sonra, sıhhiyeciler ve diğer askerler ölüleri ve yaralıları toplarlarken, bir yıkıntının içinden kopmuş gibi görünen bir bacağın ve hala pırıl pırıl çizmenin çıktığını gördüler. Hiç şüphesiz, bu herkesin bildiği Toz Konmaz Muhittin’in tertemiz çizmesiydi.

Üç gün sonra, sıhhiyeciler ve diğer askerler şehitleri ve yaralıları toplarlarken, bir yıkıntının üstünde pırıl pırıl bir çizme görüyorlar ve kopmuş bir bacak zannediyorlar. Hiç şüphesiz, bu herkesin bildiği Toz Konmaz Muhittin’in tertemiz çizmesiydi.

Ölümüne ve bacağının kopmasına çok üzülen askerler bacağı gömülü olduğu yerden çıkarmaya başladılar; ancak hayretler içerisinde, bacağının hala gövdesine bağlı olmasının yanında, üstelik de üç gün toprağın, enkazın ve cesetlerin altında gömülü kalmasına rağmen hala hayatta olduğunu farkettiler.

Muhittin, Çanakkale Savaşı’ndan sonra savaşmaya devam etti ve diğer cephelerde ve Kurtuluş Savaşı’nda hizmet verdi. Muhittin Nami Kandemir üç yıl boyunca hastanede savaştan kaynaklanan ruhsal travma nedeniyle tedavi gördü. Taburcu olduğunda, en seçkin madalyalardan ikisine layık görüldü: Çanakkale, Gelibolu Savaşı Nişanı (Madalyası) ve Kurtuluş (İstiklâl) Savaşı Cumhuriyet Nişanı (Madalyası).

Muhittin başarılı ve mutlu bir aile hayatı sürdürdü. Babaannem Ayşe İhsan ile evlendi ve iki oğlu oldu. Büyük oğlu Nurettin Yılmaz Kandemir (amcam) 1933’te doğdu ve 1976’da öldü. Nurettin’in üç oğlu oldu: Cemil Cahit Kandemir, Tahsin Kandemir ve Can Refik Kandemir. Muhittin ve Ayşe’nin küçük oğlu Hüseyin Yalçın Boğaçhan Kandemir (babam) 1936’da doğdu ve 2005’te öldü. Hüseyin’in beş oğlu oldu: Ali Galip Ufuk Kandemir; Ertuğrul Mehmet Kandemir; Kaan Boğaçhan Kandemir; Timur Nami Kandemir; Gökhan Demir Kandemir.

1972’de ne yazık ki aramızdan ayrılan Muhittin’i ve iki oğlunu onurla ve gururla anıyoruz. Torunlarının, birçoğu Avustralya’da doğan çocukları, ve onların daha da çok sayıda çocukları ailesinin yeni kuşağını oluşturuyor.

Kendisini ve iki oğlunu rahmetle anıyoruz.

Kaan Boğaçhan Kandemir

MUSA KAZIM KOCABAg

Musa_Kemal
Musa (ön planda) Albay Mustafa Kemal ile beraber, Çanakkale, 1915 civarı

Musa Kazım Kocabağ

Musa Kazım Kocabağ, 1930 civarı
Bu büyük dedem Musa Kazım Kocabağ’ın hikayesidir.

Musa, 1894’te İstanbul’da doğdu. Eğitimli bir ailenin tek çocuğuydu. Musa yakışıklı ve güçlü bir adamdı ve hem kendisi hem de babası güreşe meraklıydı. Askere alındığında yirmili yaşların başında olan Musa’ya 19. Tugay komutanı Albay Mustafa Kemal’in yakın koruması görevi verildi.

Çok iyi bilinmese de, büyük dedem çok önemli bir askerdi. Ailemden aktarılanlara göre, Çanakkale’de 19. Tugay’a yapılan bir misil saldırısında, Musa Albay Mustafa Kemal’in önüne atılarak hayatını kurtardı. 19. Tugay, itilaf kuvvetleri geri çekilene kadar mevzilerini korumayı başardı ve Mustafa Kemal 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Daha sonra Türklerin atası anlamına gelen ‘Atatürk’ soyadını aldı.

Atatürk kurtuldu ama Musa ağır yaralandı. Bir gözü kör olduğu için askeriyede kalamadı. Bu nedenle üzüntüden harap oldu ve nineme göre bu hayal kırıklığı ‘aslanım’ diye bahsettiği Musa’nın erken yaşta ölmesine yol açtı.

Musa’nın beş kızı ve iki oğlu oldu. Torunları olarak onunla gurur duyuyoruz ve bu kadar uzaklarda ve farklı bir kültürde anılması bizi çok duygulandırıyor. Avustralya halkıyla da gurur duyuyorum.

Ebru Güngören

GEORGE NEWHOUSE

George Newhouse age 23 Harbord, Sydney N.S.W. P1
George Newhouse, 23 yaşında, Harbord, Sydney

The Boys

Kardeşler, Harbord, Sydney, 1914, Geroge (piyano başında); kardeşi Harry (en sağda oturan)
Bu büyük amcam George Newhouse’un hikayesidir. John ve Elizabeth Newhouse’un beş çocuğundan biri olan George 1891’te doğdu. Meadowbank İmalat isimli fabrikada çırak olarak çalıştı. Piyano çalardı ve kardeşleri Harry ve John ile birlikte Granville’in tanınmış futbolcularından biriydi. Askere yazıldığında 23 yaşındaydı. Kendisinden kısa bir süre sonra, kardeşi Harry de gönüllü oldu.

Gerçek adı Ubbe Shetsberg olan John Newhouse Hanover, Almanya’da doğmuştu. Avustralya’ya denizci olarak 1879 civarında geldi. 1889’da evlendi ve 1910’da Avustralya vatandaşı oldu. Birinci Dünya Savaşı çıktığında, Ubbe’ye Almanya’dan gelen bir mektuba göre, kardeşi David’in oğulları Alman ordusuna alınmıştı, kızı ise göz yaşartıcı gaz fabrikasında çalışıyodu. Alman düşmanlığı had safhadaydı: Ubbe (John) gece bekçiliği işinden kovuldu ve Avustralya vatandaşı olmasına ragmen, polis yabancı olduğu gerekçesiyle hapis olacağını bildirdi. George gönüllü olduktan iki hafta sonra, Ubbe’nin sağlığı tehlikeye girdi: hastanede Elizabeth ile birlikte hapise girmeyi beklerken, oğlunun yeğenleriyle savaşacağı endişesi içinde geçirdiği bir epilepsi krizi sırasında kaybetti.

4. Tabur, C bölüğünden Er George Newhouse (Sicil No. 1415), 25 Nisan 1915’te ateş altında Anzac Koyu’na çıktı. Harry de 4. Tabur’daydı ve ertesi gün o da Anzak Koyu’na çıktı. Birkaç gün sonra George, Johnson’s Jolly’de vuruldu. Cesedi bulunamadı. Ismi Lone Pine Anıtı’na yazıldı.

George’un ismi hatalı olarak C. Newhouse olarak Granville’deki St Marks Kilisesi’ndeki renkli camdan anıta yazıldı. George’un son istirahat yerinin anısına, 1916 senesinde doğan anneme ikinci isim olarak Dardanelles verildi.

Dennis Overton

Kaynaklar:

HAROLD NEWHOUSE

Harry and Prime Minister
Harry ve Bob Hawke, Anzac Günü

Harry_Newhouse

Harry Newhouse, Anzac Günü, 1995
Bu büyük amcam Harry Newhouse’un hikayesidir. John ve Elizabeth Newhouse’un beş çocuğundan biri olan Harry 1895’te doğdu. Okuldan ondört yaşında ayrıldı ve demiryollarında motor temizleyicisi olarak işe girdi. 1914’te, babasının ölmesi ve ağabeyi Geroge’un askere girmesiyle, Harry de gönüllü oldu. Ondokuz yaşındaydı. 26 Nisan’da, kardeşinden bir gün sonra Anzak Koyu’na çıktı. Bir hafta sonra George ölmüştü.

4. Tabur’dan Er Harry Newhouse (Sicil No.1453) Shrapnel Valley’de bir siperde çarpışmaya hazır beklerken, bir Türk mermisi yemek yediği sahana çarptıktan sonra alnını sıyırdı. Zatürreeye yakalandıktan sonra İskenderiye Askeri Hastanesi’ne sevk edildi. Ekim’de Çanakkale’ye dönerken sıtmaya yakalanınca ve Avustralya’ya geri döndü ve terhis edildi. Harry demiryollarındaki işine devam etti. Evlendi ve Nola ve (Küçük) George isimli iki çocuğu oldu.

Harry 101 yaşına kadar yaşamını sürdürdü. 1990’da kardeşinin anıldığı Lone Pine anıtını ziyaret etti ve 1995’te Gosford’taki Anzak Günü yürüyüşüne önderlik etti.

1996’da düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: ‘Biz orada bir millet olduk diyorlar ama milletin yarısını öldürdüler… Sadece benim kardeşim ve bizim daha birçok askerimiz değil, Türklerden de 86,000 kişi öldü. Türklerin bize hiçbir kötülüğü olmamıştı; bizim de Türklere. Onlarla savaşacağımızı bilmiyorduk, zavallı tipler. Biz Almanlarla savaşacaktık. Şu anda burada olmamın tek sebebi George’tan daha iyi ayak oyunu yapmış olmam. Neden? Bilmiyorum. Bunlar hiç olmamalıydı… ama Türklere şapka çıkartmamak elde değil.’

Dennis Overton

Kaynaklar:

ERNEST FITZROY ROWLEY

St_Marks_Windows-2
Ernest’in ismi, sol üst panoda 6. sırada yer alıyor. Birinci Dünya Savaşı onur listesi, St Mark Anglikan Kilisesi, Granville, NSW, Avustralya
Guilford’dan James ve Mary Rowley’nin oğlu İngiliz asıllı Ernest Rowley, Granville St Marks Anglikan Kilisesi’nde koro şefi, Pazar günü derslerinde (Sunday School) öğretmen olarak görev aldı. Clyde Mühendislik Şirketi’nde kalıpçı olarak çalıştı ve otuz iki yaşında bir dul olarak orduya gönüllü katıldı.

4. Taburdan Er E.R. Rowley (Sicil no. 843) 30 Nisan’da yaşamını yitirdi ve Anzak Koyu’nda çıkartma yapılan yere bakan bir tepede gömüldü. 570 Numaralı emir yüksek cesaret sergilediğini ve değerli hizmet verdiğini kayda geçirdi.

Aşağıdaki makale The Cumberland Argus & Fruitgrowers Advocate gazetesinde Cumartesi, 12 Haziran 1915 tarihinde yer aldı:
‘Pazar sabahı, Granville, St Marks Kilisesi’nde rahmetli Ernest Fitzroy Rowley’nin anısına bir anma töreni düzenlendi.

Törende, yetenekli koro şefi Mr. C. Gibb’in yönettiği koro kendi bölümünü başarı ile icra etti. ‘What are these arrayed in white robes?’ isimli ilahi hüzünle söylendi… Rev. A.E. Ross, Er Rowley’nin anısına verdiği etkileyici konuşmada St Mark’ta Pazar okulunda öğretmen, koro şefi ve dindar biri olarak yaptığı iyiliklerden ve bu çalışmalarının daha sonra elde edilen başarılara sağlam temeller sağlamasından ötürü kendisine şükran borcu olduğunu ifade etti.

Genç kahramanın yakın geçmişte o kutsal kilisenin kapısından birlikte çıktığı mutlu gelinin cenazesiyle birkaç hafta sonra tekrar geçtiği hazin günler hatırlandı. Geri dönmeyecek olsa da, kendisini yasla ananlar, ölümden sonra mutlu bir beraberliğin kendisini beklediği düşüncesiyle avunacaklardır. Törenin sonunda, orgcu Miss Enid Miliott, ‘Dead March from “Saul”’ isimli marşı çalarken toplananlar saygı duruşunda beklediler.’

Kendisinin ve 1917’de Fransa’da ölen kardeşi Richard’ın ismi St Mark’taki renkli camdan anıta yazıldı.

Kaynaklar:
  • Humphreys. C. 2015, Granville Roll of Honour: soldiers from Granville who died in world war 1, unpublished manuscript, Granville Historical Society, New South Wales
  • Cumberland Argus & Fruitgrowers Advocate, Sat 12 June 1915, p.12
  • http://discoveringanzacs.naa.gov.au/browse/person/304367

KADIOgLU SALiH

Bozdas Family
Aile fotoğrafı, Kuzguncuk, İstanbul, 1956 (soldan saga) Salih Bozdaş (amcam); Zehra Bozdaş (babaannem); Ahmet Bozdaş (dedem); Ismail Bozdaş (babam)
Büyük dedem Kadıoğlu Salih 1875’te doğdu. Osmanlı ordusunda, Çanakkale’nin savunmasını yapan bir topçu birliğinde onbaşıydı. 1915’te İtilaf güçlerinin denizden yaptığı bir bombardımanda yaşamını yitirdi.

Oğlu, dedem Ahmet Bozdaş da Birinci Dünya Savaşı’nda savaştı. Baba oğul, savaş başlamadan önce İstanbul’da birlikte on gün geçirme olanağı buldu. Bu dedemin babasını son görüşüydü.

Dedem içe dönük bir insandı ve hiçbir zaman savaşı yüceltmezdi. Askerlerin yaşadığı fiziksel ve ruhsal travmalardan bahsettiğini çok iyi hatırlıyorum: açlık, susuzluk, ayakkabı olmayışı, uykusuzluk ve sürekli ölüm korkusu. Özellikle 2000 kişinin içinden sadece 30’unun sağ çıktığı bir taarruzdan söz ederdi. Kendisi, komutanı Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte kurtulan o otuz kişinin içindeydi.

Savaş hatıraları geçen zamanla unutulsa da, inandıkları değerer uğruna savaşan askerlerin cesaret ve fedakarlığı hatırlanmalıdır. İnsan kaybına ve savaşın anlamsızlığına rağmen, Çanakkale Savaşı nedeniyle Türkler ve Avustralyalılar arasında gelişen dostluğu şükranla karşılıyorum.

2009’da Gaziler Derneği RSL’in Türk koluna başkan seçildim. Bu görevim çerçevesinde 2009 ve 2010’da Türk kolunun Anzak Günü yürüyüşlerine katılımını oranize ettim. Ben de dedemin savaş madalyalarıyla yürüdüm.

Metin Bozdas

IVAN BRUNKER SHERBON

Ivan Brunker Sherbon
Ivan Brunker Sherbon, 1914

Sherbon_RabaulGarrison

Ivan (arkada, soldan üçüncü) Rabaul Garnizonunun subaylarıyla, Avustralya Deniz ve Kara Seferi Kuvvetleri, 1914
Bu William ve Mary Ann Sherbon’un üç çocuğundan biri olan büyük amcam Ivan Brunker Sherbon’un hikayesi. Savaş çıktığında Ivan yirmibir yaşındaydı ve Sydney’de Dalgety & Co. şirketinin yün bölümünde memur olarak çalışıyordu.

Ağustos 1914’te, İngiltere Almanya’ya savaş ilan ettikten kısa bir süre sonra, Ivan H Bölüğü, 1. (Tropikal) Tabur’a asteğmen olarak atandı. Bu küçük gönüllü birimle beraber Alman telsiz merkezini ele geçirmek ve imha etmek üzere Yeni Gine’ye gönderildi. 1915’in başlarında teğmen rütbesine yükseldi. Tropikal Birim Sydney’e geri döndükten sonra, Ivan da dahil olmak üzere, askerlerinin büyük bir kısmı Avustralya İmparatorluk Güçleri’nin 2. Tümen, 5. Tugay, 19. Tabur’una katıldı. Ivan yüzbaşı rütbesiyle talim yapmak üzere Mısır’a hareket etti.

Taburu Ağustos’ta Anzak Koyu’na çıkarma yaptı ve Ağustos taarruzunun Hill 60’ı hedef alan son hareketine katıldıktan sonra siperlerde savunmaya geçerek, Anzaklar 19 Aralık gecesinde geri çekilinceye kadar Pope’s Hill’i korudu.

Mısır’da tekrar talim yaptıktan sonra, Mart 1916’da, 19. Tabur Fransa’ya hareket etti ve ilk büyük taarruzuna 1916 Temmuz sonu ve Ağustos başında Pozieres’de katıldı.

Yüzbaşı Ivan Brunker Sherbon çatışma sırasındaki başarılarından ötürü iki defa Military Cross madalyasına aday gösterildi ve Ağustos’ta geçici olarak binbaşı rütbesine terfi etti. Belçika cephesinin sakin bir bölgesinde kısa bir ara verdikten sonra 2. Tümen, 5. Tugay da dahil olmak üzere, Ekim’de güneye geri döndü. Kasım ortasında, 19. Tabur Charles Bean’e göre Avustralya ordusunun karşılaştığı en güç koşullarda Flers’e saldırıya geçti. Ivan 14 Kasım 1916’da, komutasındaki bölüğü ileri sürerken vuruldu. Ölümünden sonra Ocak 1917’de Military Cross madalyasına layık görüldü ve rütbesi yüzbaşı olarak Kabul edildi.

Eşimin Türk akrabaları da Çanakkale’de savaştı. Büyük dedesi Hüseyin Topal Ağa ve uzaktan akrabası Mahmut Çulluoğulları orada öldüler.

Kylie Özen

AHMET TOKDOgAN

Ahmet Tokdogan
Ahmet (kapının eşiğinde) Albay Mustafa Kemal ve diğer subaylarla birlikte, 1915 civarı

Ahmet Tokdogan

Ahmet ve eşi Emine Şalyon, 1930 civarı
Babam Ahmet Tokdoğan 1888’de Kosova’da doğdu. 1912’den itibaren iki yıl Balkan Savaşlarında Osmanlı ordusunda savaştı. Yenilgiden sonra Türkiye’ye göç etti.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca, onbaşı olarak Çanakkale’ye sevkedildi. Ağustos 1915’te, İtilaf kuvvetleri sahilleri bombalamaya başladıktan birkaç ay sonra, bacağından, göğsünden ve kolundan yaralandı. İstanbul’da Selimiye Kışlası Hastanesinde yedi hafta boyunca tedavi gördükten sonra Filistin cephesine gönderildi. Savaştan sonra 1919’da evlendi ve İzmir’de Yunan işgal güçlerine karşı savaştı.

1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’e yardımcı, tabiyeci ve istihbaratçı olarak hizmet verdi. Emekliliği boyunca, her Çarşamba, bir resmi araçla askeri karagâha eski askeri belgeleri Türkçe’ye çevirmeye giderdi.

Kasım 1977’de doksan yaşında vefat etti. Cesur ve iyi bir insandı. Nasihatı şuydu : ‘dürüst ol, ülkeni ve insanları sev’.

Uzun süredir Auburn RSL’in Türk Kolu’na üyeyim.

Şevket Tokdoğan

SEYiT CAFER UcKAN

Seyit Cafer Uçkan1
Seyit Cafer Uçkan2
Seyit’in Türkiye Cumhuriyeti İstiklal Madalyası, 1920
Bu dedem Seyit Cafer Uçkan’ın kısa hikayesi. Seyit 1902’de, o zamanlar kullanılan Hicri takvime göre 1318’de Beypazarı, Ankara’da doğdu.
Yaralıların toplandığı, Ankara yakınındaki Polatlı şubesinde çocuk yaşta askere alındı ve dört sene hizmet verdi.

Polatlı üssünde, cepheden gelen yaralı askerlere ilk yardım ve bakımla görevliydi. Aynı zamanda, her an Çanakkale’de ihtiyaç olduğunda hazır bekliyordu.

Dedemin anlattığı bir anı, üste baktığı bir askerle ilgiliydi. Bu asker cephede susuzluk çektiklerini ve atların toynaklarının açtığı çukurlarda biriken suları içmek zorunda kaldıklarını anlatıyordu.

Savaş bittiğinde Polatlı askeri üssünde hizmet veren bütün askerlere Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katkılarından ötürü madalya verildi.

Daha sonra, Seyit bir manav dükkanı açtı ve emekli olana kadar bu işle uğraştı. Babam en büyükleri olmak üzere altı oğlu oldu. Emekli olduğunda oğulları işi devraldılar ve toptancılığa başladılar.

Seyit, Ankara, İsmetpaşa’da 79 yaşında vefat etti. Dedemin en büyük oğlunun en büyük oğlu olduğum için Türkiye Cumhuriyeti İstiklal Madalyasını gururla ben saklıyorum. Bu madalya benim en büyük oğluma kalacak.

Çetin Uçkan

FREDERICK ARTHUR WILLIAMS

Fred Arthur Willams
Fred Williams, Ağustos 1914
Granville, Blaxcell Sokağı’ndan Edwin ve Anna Williams’ın en küçüğü Fred 1892’de doğdu. Granville devlet okuluna gitti ve askerliğini Sydney’de Kuzey İskoçyalılar ve Topçular birliğinde yaptı. Ağustos 1914’te askere yazılana kadar Eveleigh demiryolu atölyesinde su tesisatçısının çırağı olarak çalıştı.

Ekim’de 1. Avustralya Sahra Topçu Tugayı ile Mısır’a doğru yola çıktı ve orada sol bacağından yaralandı. Temmuz’da İskenderiye’ye nekahet kampına, ve iyileşince oradan da Çanakkale’ye gönderildi.

Tugayın resmi günlüğündeki 4 Aralık 1915 tarihli kayda göre, topçu Frederick Williams (Sicil No. 342) 24 yaşında 3 numaralı topçu bataryasının Shrapnel Valley, Lone Pine’daki mevzileri bombalandığı sırada vuruldu. Shrapnel Valley Mezarlığı’na gömüldü.

Fred’in ismi Granville St Marks Kilisesi’ndeki renkli camdan anıta yazıldı.

Kaynaklar:
  • Humphreys. C. 2015, Granville Roll of Honour: soldiers from Granville who died in World War 1, unpubl. manuscript, Granville Historical Society, NSW
  • http://discoveringanzacs.naa.gov.au/browse/person/8381
  • AWM: ROH Circular, First World War Diaries, 1 Brigade Australian Field Artillery, December 1915
  • Cumberland Argus, 18 December 1915, p. 4